ANLATAMIYORUM
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
mısralarımda;
dokunabilir misiniz,
gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
her şeyi söylemek mümkün.
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
anlatamıyorum.
ORHAN VELİ
GÜZEL HAVALAR
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Böyle havada istifa ettim,
evkafdaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
böyle havada aşık oldum;
eve ekmekle tuz götürmeyi
böyle havalarda unuttum.
Şiir yazma hastalığım
hep böyle havalarda nüksetti;
beni bu güzel havalar mahvetti.
ORHAN VELİ
İÇKİYE BENZER BİR ŞEY VAR BU HAVALARDA
İçkiye benzer bir şey var bu havalarda
kötü ediyor insanı, kötü...
Hele bir de hasretlik oldu mu serde;
sevdiğin başka yerde,
sen başka yerde...
Dertli ediyor insanı, dertli.
İçkiye benzer bir şey var bu havalarda
sarhoş ediyor insanı, sarhoş.
ORHAN VELİ
DEĞİL
Bilmem ki nasıl anlatsam;
nasıl, nasıl, size derdimi!
Bir dert ki yürekler acısı,
bir dert ki düşman başına.
Gönül yarası desem...
Değil!
Ekmek parası desem...
Değil!
Bir dert ki...
Dayanılır şey değil.
ORHAN VELİ
BEN ORHAN VELİ
Ben, Orhan Veli.
"Yazık oldu Süleyman Efendiye"
mısra-i meşhurunun mübdii...
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
hususi hayatımı,
anlatayım:
Evvela adamım, yani
sirk hayvanı falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
pek biçimli olmamakla beraber.
Bir evde otururum,
bir işte çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
mütevaziyim,
ne de Celâl Bayar'ın
sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim;
puf böreğine hele
biterim.
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Oktay Rıfat'la Melih Cevdet'tir
en yakın arkadaşlarım.
Bir de sevgilim vardır pek muteber;
ismini söyleyemem
edebiyat tarihçisi bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım;
meşgul olmadığım ehemmiyetsiz
sadece üdeba arasındadır.
Ne bileyim,
belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var
hepsini sıralamaya?
Onlar da bunlara benzer.
ORHAN VELİ
BİRDENBİRE
Her şey birdenbire oldu.
Birdenbire vurdu gün ışığı yere;
gökyüzü birdenbire oldu,
mavi birdenbire.
Her şey birdenbire oldu,
birdenbire tütmeye başladı
duman topraktan;
filiz birdenbire oldu,
tomurcuk birdenbire.
Yemiş birdenbire oldu.
Birdenbire,
birdenbire;
her şey birdenbire oldu.
Kız birdenbire, oğlan birdenbire;
yollar, kırlar, kediler, insanlar...
Aşk birdenbire oldu,
sevinç birdenbire.
ORHAN VELi
DALGACI MAHMUT
İşim gücüm budur benim;
gökyüzünü boyarım her sabah,
hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
Deniz yırtılır kimi zaman,
bilmezsiniz kim diker;
ben dikerim.
Dalga geçerim kimi zaman da,
o da benim vazifem;
bir baş düşünürüm başımda,
bir mide düşünürüm midemde,
bir ayak düşünürüm ayağımda...
Ne haltedeceğimi bilemem.
ORHAN VELİ
HÜRRİYETE DOĞRU
Gün doğmadan,
deniz daha bembeyazken
çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti
avuçlarında,
içinde bir iş görmenin saadeti,
gideceksin;
gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
sevineceksin.
Ağları silkeledikçe
deniz gelecek eline pul pul;
ruhları sustuğu vakit martıların,
kayalıklardaki mezarlarında,
birden
bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin,
kuşlar mı dersin;
bayramlar mı seyranlar mı dersin,
şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar,
donanmalar mı?
Heeeey!
Ne duruyorsun be, at kendini denize!
Geride bekleyenin varmış, aldırma...
Görmüyor musun, her yanda hürriyet!
Yelken ol, kürek ol, dümen ol,
balık ol, su ol;
git gidebildiğin yere.
ORHAN VELİ
ESKİLER ALIYORUM
Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum
Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip Musikiler alıyorum
Bir de rakı şişesinde balık olsam
ORHAN VELİ
SERE SERPE
Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;
entarisi sıyrılmış, hafiften.
Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;
bir eliyle de göğsünü tutmuş.
İçinde kötülüğü yok, biliyorum;
yok, benim de yok ama...
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!
ORHAN VELİ
DALGA
Mesut sanmak için kendimi
Ne kağıt isterim, ne kalem
Parmaklarımda sigaram
Dalar giderim mavisinden içeri
Karşımda duran resmin
Giderim deniz çeker
Deniz çeker, dünya tutar
İçkiye benzer birşey mi var
Birşey mi var ki havada
Deli eder insanı, sarhoş eder?
Bilirim, yalan, hepsi yalan
Taka olduğum, tekne olduğum yalan
Suların kaburgalarımdaki serinliği
İskotada uğuldayan rüzgar
Haftalarca dinmeyen motor sesi
Yalan...
Ama gene de
Gene de güzel günler geçirebilirim
Geçirebilirim bu mavilikte
Suda yüzen karpuz kabuğundan farksız
Ağacın gökyüzüne vuran aksinden
Her sabah erikleri saran buğudan
Buğudan, sisten, ışıktan, kokudan...
Ne kağıt yeter ne kalem
Mesut sanmam için kendimi
Bunların hepsi...hepsi fasafiso
Ne takayım, ne tekneyim
Öyle bir yerde olmalıyım
Öyle bir yerde olmalıyım ki
Ne ışık, ne sis, ne buğu gibi
İnsan gibi...
ORHAN VELİ
Kuyruklu Şiir
Uyuşamayız, yollarımız ayrı
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi
Senin yiyeceğin, kalaylı kapta
Benimki aslan ağzında
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik
Ama seninki de kolay değil kardeşim,
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak
Tanrının günü.
Sevdaya Mı Tutuldum?
Benim de mi düşüncelerim olacaktı,
Ben de mi böyle uykusuz kalacaktım,
Sessiz, sedasız mı olacaktım böyle?
Çok sevdiğim salatayı bile
Aramaz mı olacaktım?
Ben böyle mi olacaktım?
Dedikodu
Kim söylemiş beni
Süheyla'ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni'yi öptüğümü,
Yüksek kaldırımda güpegündüz?
Melahat'i almışım da sonra
Alemdara gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya bir de Galataya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
Ya o, Mualla'yı sandala atıp,
Ruhumda hicranını söyletme hikayesi?
İSTANBUL TÜRKÜSÜ
İstanbul'da Boğaziçi'nde,
bir fakir Orhan Veli'yim;
Veli'nin oğluyum,
tarifsiz kederler içinde.
Rumelihisarı'nda oturmuşum,
oturmuş da bir türkü tutturmuşum:
'İstanbul'un mermer taşları,
başıma da konuyor, konuyor aman,
martı kuşları;
gözlerimden boşanır hicran yaşları.
Edalı'm,
senin yüzünden bu halim.'
'İstanbul'un orta yeri sinema;
garipliğimi, mahzunluğumu
duyurmayın anama.
El konuşur, sevişirmiş; bana ne?
Sevdalı'm,
boynuna vebalim!'
İstanbul'da, Boğaziçi'ndeyim;
bir fakir Orhan Veli,
Veli'nin oğlu.
Tarifsiz kederler içindeyim.
Orhan VELİ
AŞK RESMİ GEÇİDİ
Birincisi o incecik, o dal gibi kız;
şimdi galiba bir tüccar karısı.
Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir,
ama yine de görmeyi çok isterim.
Kolay mı? İlk göz ağrısı.
İkincisi Münevver Abla,
benden büyük.
Yazıp yazıp
bahçesine attığım mektupları
gülmekten katılırdı, okudukça.
Bense bugünmüş gibi utanırım,
o mektupları hatırladıkça.
.............. çıkar
.............. dururduk mahallede
......................... halde
............ yan yana yazılırdı duvarlara
................... yangın yerlerinde.
Dördüncüsü azgın bir kadın;
açık saçık şeyler anlatırdı bana.
Bir gün de önümde soyunuverdi;
yıllar geçti aradan, unutamadım,
kaç defa rüyama girdi.
Beşinciyi geçip altıncıya geldim.
Onun adı da Nurinnisa.
Ah güzelim,
Ah esmerim,
Ah.
Canımın içi Nurinnisa.
Yedincisi Aliye, kibar bir kadın.
Ama ben pek varamadım tadına;
bütün kibar kadınlar gibi
küpe fiyatına, kürk fiyatına.
Sekizinci de o bokun soyu.
Elin karısında namus ara,
kendinde arandı mı küplere bin.
Üstelik .......
Yalanın düzenin bini bir para.
Ayten'di dokuzuncunun adı.
İş başında şunun bunun esiri,
ama bardan çıktı mı
kiminle isterse onunla yatar.
Onuncusu akıllı çıktı,
....... gitti .........
Ama haksız da değildi hani.
Sevişmek zenginlerin harcıymış,
işsizlerin harcıymış.
İki gönül bir olunca
samanlık seyranmış ama,
iki çıplak da olsa olsa
bir hamama yakışırmış.
İşine bağlı bir kadındı on birinci;
hoş, olmasın da ne yapsın,
bir zalimin yanında gündelikçi.
.........leksandra
Geceleri odama gelir,
sabahlara kadar kalır.
Konyak içer sarhoş olur,
sabahı da işbaşı yapardı şafakla.
Gelelim sonuncuya.
Hiçbirine bağlanmadım
ona bağlandığım kadar.
Sade kadın değil, insan.
Ne kibarlık budalası,
ne malda mülkte gözü var.
Hür olsak der,
eşit olsak der.
İnsanları sevmesini de bilir,
yaşamayı sevdiği kadar.
Orhan VELİ
Yukarıdaki şiir, Orhan Veli'nin öldüğünde ceketinin cebinden çıkan ve bir diş fırçasına sarılmış kağıda yazdığı son şiiridir. O yüzden bazı parçaları eksiktir, okunamamıştır.
ÖLÜME YAKIN
Akşamüstüne doğru, kış vakti,
bir hasta odasının penceresinde.
Yalnız bende değil yalnızlık hali;
deniz de karanlık, gökyüzü de,
bir acayip, kuşların hali.
Bakma fakirmişim, kimsesizmişim;
- akşamüstüne doğru, kış vakti -
benim de sevdalar geçti başımdan.
Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış;
zamanla anlıyor insan dünyayı.
Ölürüz diye mi üzülüyoruz?
Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada
kötülükten gayri?
Ölünce kirlerimizden temizlenir,
ölünce biz de iyi adam oluruz;
şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,
hepsini unuturuz.
Orhan VELİ
BEDAVA
Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.
Orhan VELİ
DENİZ
Ben deniz kenarındaki odamda,
pencereye hiç bakmadan
dışardan geçen kayıkların
karpuz yüklü olduğunu bilirim.
Deniz, benim eskiden yaptığım gibi,
aynasını odamın tavanında dolaştırıp
beni kızdırmaktan hoşlanır.
Yosun kokusu
ve sahile çekilmiş dalyan direkleri
sahilde yaşayan çocuklara
hiçbir şey hatırlatmaz.
Orhan VELİ