M'adamSanat
KitaplarFilmlerDizilerOyunlarSahne Sanatları
TezgahKafeSalonlarKöşeArama
HakkımızdaSSSTopluluk KurallarıKullanım KoşullarıGizlilikŞeffaflıkİletişim
Madamsanat Çocuk:GizlilikDestek
© 2026 Madamsanat — Türkiye'nin kültür-sanat platformu.
Veri kaynakları: TMDB · RAWG.io · ISBNdb · Google Books. TMDB tarafından onaylanmamıştır.
M'adamSanat
KitapFilmDiziOyunSahne
M'adamSanat
KeşfetKafeTezgahKöşeSalonlar
⋯
KeşfetKafeTezgahKöşeSalonlar
Attila İlhan Şiirleri
4 kişi masada
Elde Var Hüzün
Elde Var Hüzün
Yağmur Kaçağı
Yağmur Kaçağı
Belâ Çiçeği
Belâ Çiçeği
Bu masadaki yazılar herkese açıktır ve arama motorlarında görünebilir.
lablanche
Onlarca şaheser şiiri bulunan Attila İlhan'ın en sevdiğim şiirlerini buraya koyuyorum.
86g
lablanche
BEN SANA MECBURUM Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur? Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun Sevmek kimi zaman rezilce korkudur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Birkaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun Belki Haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin.. Attila İLHAN
86g
lablanche
AYSEL GİT BAŞIMDAN aysel git başımdan ben sana göre değilim ölümüm birden olacak seziyorum hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim aysel git başımdan istemiyorum benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün dağıtır gecelerim sarışınlığını uykularımı uyusan nasıl korkarsın hiçbir dakikamı yaşayamazsın aysel git başımdan ben sana göre değilim benim için kirletme aydınlığını hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim ıslığımı denesen hemen düşürürsün gözlerim hızlandırır tenhalığını yanlış şehirlere götürür trenlerim ya ölmek ustalığını kazanırsın ya korku biriktirmek yetisini acılarım iyice bol gelir sana sevincim bir türlü tutmaz sevincini aysel git başımdan ben sana göre değilim ümitsizliğimi olsun anlasana hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim sevindiğim anda sen üzülürsün sonbahar uğultusu duymamışsın ki içinden bir gemi kalkıp gitmemiş uzak yalnızlık limanlarına aykırı bir yolcuyum dünya geniş büyük bir kulak çınlıyor içimdeki çetrefil yolculuğum kesinleşmiş sakın başka bir şey getirme aklına aysel git başımdan ben sana göre değilim ölümüm birden olacak seziyorum hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim aysel git başımdan seni seviyorum Attila İLHAN
86gdüzenlendi
lablanche
Şimdi kopyalayacağım "Yarının Başlangıcı" şiirinin çok sevdiğim ilk bölümünü, burada tek kutucuğa sığmadığı için bölerek gönderiyorum:
86g
lablanche
YARININ BAŞLANGICI eğer bir gemi demirlemişse boğaz'da dolmabahçe önlerinde sen böyle gemiler düşün sabahlara kadar hep yorgun gemiler düşün uykusuz gecelerinde dahası var pencereler ağarsın tan yerleri ağarsın taze bademler gibi ağarsın bırak uyunmaz çarpıntılı telaşlı uykularında akrepten yelkovana gidip geldikçe gözlerin silahlar çatladıkça kulaklarında sen hep böyle düşün taşın beni düşün hep silkilmiş bir dut ağacı kadar hüzünlü yalnız tek başına bir servi kadar kıpkızıl bir bozkırda hırçın bir bozkırda aç ve çırılçıplak tan yerleri ağarsın uğultularla bırak yıldızlar bir çiçek yağmuru halinde dökülsünler sen hep böyle düşün taşın beni düşün hep özgürlüğe yürümüş yolundan kalmayacak mayıs öğrencilerini sabah gazeteleri getirsin ölüm haberlerini kanla ıslanmış çocuk gözlerini getirsin beyazıt meydanı'nda dövüşen istanbul üniversitesi'ni düşün ki sen bütün ihtilalci rüyaların içindesin bir an için o ilkbahar rahatlığından sıyrıl leylakların eflatun mutluluğunu toprağın umutsuzluğunu unut etrafında ne varsa hepsini birden unut ne varsa küçük ve basit kendi şahsına ait sonra ya hışım gibi rüzgâra karşı yürü eski muhariblerin kızılay'daki gösterisinde ya uzun mükemmel söylenmiş bir şiir gibi büyük seferler yapan bir uçak gibi yorgun en gazeteci gözlerinle gülüver mapusane hücrelerinde bulut bulut yahut bir ekvator ormanınca sık ılık denizlerdeki buzdağları kadar seyrek umutlarının üzerine titreyerek bir ihtilal gibi yaşamaya alıştır kendini
86gdüzenlendi
lablanche
yâni bu her şeyden evvel şu ahmed şu mehmet kalabalığını şu ölümsüz şu hepimizin ömrüne bedel şu kırk haramilerin elindeki vatanı nadas yağmurları gibi hakkıyla sevmek demektir harcanıp karşılık beklemeyerek işçinin hakkını işçiye vermek köylünün hakkını köylüye ve eğer sahiden dölün kadar seviyorsan bu memleketi kırk haramileri sürüp çıkarmak anlamına da gelir aynı zamanda bu 'harim-i ismeti'nden unutma ki sevmek yalnız kelâm değil gerçek mânada bir faaliyettir bir tutmak korumak ve kurtarmak faaliyeti ve bunların her birinden aynı miktarda sorumlusun şimdi küfürlerin mısra mısra gezindiği şimdi bu kan sabahının utanç verici karanlığında istanbul'un üstüne kirli yıldızlar düşerken içinde ürpermeler büyümüyor mu yosunlar gibi soğuk ve parlak yeşil varıp sonra baktıkça pencerenden acı ve tuzlu dağların dibinde mütevekkil kerpiç damlarımızı görmüyor musun halkımızı görmüyor musun bir kin damlası gibi masmavi gözlerini yüksek fırınlarca harlı saygılı göğüslerini omuz başlarını görmüyor musun hele unutulmanın kapkara yalnızlığına salıvermişsen onları ihtiyar beygirleri talihlerine terkeder gibi salıvermişsen uçsuz bucaksız ovalara doğru yazmayı öğrenmemişlerse öküzlerin ıslak nefesleriyle giriyorlarsa marsık uykularına sorumluluk zaten yeterince büyüktür ve sorumluluk kadar büyüktür senin bu sorumlulukta hissen
86gdüzenlendi
lablanche
sabahlar açıldıkça ölüler sanki büyür harbiye'den uçurulmuş umutlar gelir seni bulur bir damla yağmur düşer kirpiklerine parlak senin olmaktan çıkar bu kadar gecelik rüyaların büyük kıvılcımların sevinciyle gökyüzünü dolaşarak ansızın özgürlük şarkılarına başlarsın her zamankinden başka mânalar kazanır ansızın insanlar dünya ve yaşamak sen yine düşün taşın beni düşün hep hürriyetin kendisi kadar mağrur bir yağmur hazırlığı kadar muhteşem bermutad biz ki ellerimize türkiye'yi kurtarmak azmindeyiz bugün elbet şiirlerim mitralyöz kuşakları gibi saklı durur şafaklar donanırken elbet ki yarın paldır küldür vatan dağlarında bir roman gibi kurşuna diziliriz feryat feryat özgürlüğü ve barışı istedik diye yalnız meydanlarda öylece kurşuna diziliriz buna rağmen kulaklarındaki cehennem seslerine rağmen içinde hâlâ şüpheli bir nokta kalırsa eminim ki kabahat evvel ve âhir senindir sen ellerinle bir vatan kurtarmaktan kaçıyorsun hünerli ellerini hırsızlara saklıyorsun sen sorumlusun Attila İLHAN
86gdüzenlendi
lablanche
YAĞMUR KAÇAĞI elimden tut yoksa düşeceğim yoksa bir bir yıldızlar düşecek eğer şairsem beni tanırsan yağmurdan korktuğumu bilirsen gözlerim aklına gelirse elimden tut yoksa düşeceğim yağmur götürecek yoksa beni geceleri bir çarpıntı duyarsan telâş telâş yağmurdan kaçıyorum sarayburnu\'ndan geçiyorum akşamsa eylülse ıslanmışsam beni görsen belki anlayamazsın içlenir gizli gizli ağlarsın eğer ben yalnızsam yanılmışsam elimden tut yoksa düşeceğim yağmur götürecek yoksa beni Attila İLHAN
86gdüzenlendi
lablanche
MAHUR BESTE Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı Gittiler akşam olmadan ortalık karardı Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara Geceler uzar hazırlık sonbahara Attila İLHAN
86gdüzenlendi
lablanche
https://m.youtube.com/watch?v=FSyq6w5qXGM&ra=m
86g
lablanche
SEN BENİM HİÇBİR ŞEYİMSİN Sen benim hiçbir şeyimsin Yazdıklarımdan çok daha az Hiç kimse misin bilmem ki nesin Lüzumundan fazla beyaz Sen benim hiçbir şeyimsin Varlığın yokluğun anlaşılmaz Galiba eski liman üzerindesin Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak Dudaklarınla cama çizdiğin En fazla sonbahar otellerinde Üniversiteli bir kız uykusu bulmak Yalnızlığı öldüresiye çirkin Sabaha karşı öldüresiye korkak Kulağı çabucak telefon zillerinde Sen benim hiçbir şeyimsin Hiçbir sevişmek yaşamışlığım Henüz boş bir roman sahifesinde Hiç kimse misin bilmem ki nesin Ne çok çığlıkların silemediği Zaten yok bir tren penceresinde Sen benim hiçbir şeyimsin Yabancı bir şarkı gibi yarım Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak Hiç kimse misin bilmem ki nesin Uykumun arasında çağırdığım Çocukluk sesimle ağlayarak Sen benim hiçbir şeyimsin Attila İLHAN
84g
lablanche
Şimdi ekleyeceğim şiir tek kutucuğa sığmadığı için ikiye bölerek yazıyorum:
79g
lablanche
AYRILIK SEVDAYA DAHİL Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın En görkemli saatinde yıldız alacasının Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan Onu çok arıyorum onu çok arıyorum Her yerimde vücudumun ağır yanık sızıları Bir yerlere yıldırım düşüyorum Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş Tedirgin gülümser Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
79gdüzenlendi
lablanche
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar Gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu Yıldızlar inanılmayacak bir irilikte Yansımalar tutmuş bütün sahili Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil Çünkü ayrılanlar hala sevgili Yalnızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık Hava ağır toprak ağır yaprak ağır Su tozları yağıyor üstümüze Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır Eflatuna çalan puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı Karanlık çöktü denize Yalnızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak Bir türlü çözemedikleri bu Ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına benzemesin diye özgürlük Mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız Hiç yanılmamışız Her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi tuz parça kırılsak da Hala içimizde o yanardağ ağzı Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek aşkımız Attila İLHAN
79gdüzenlendi
lablanche
BÖYLE BİR SEVMEK ne kadınlar sevdim zaten yoktular yağmur giyerlerdi sonbaharla bir azıcık okşasam sanki çocuktular bıraksam korkudan gözleri sislenir ne kadınlar sevdim zaten yoktular böyle bir sevmek görülmemiştir hayır sanmayın ki beni unuttular hala ara sıra mektupları gelir gerçek değildiler birer umuttular eski bir şarkı belki bir şiir ne kadınlar sevdim zaten yoktular böyle bir sevmek görülmemiştir yalnızlıklarımda elimden tuttular uzak fısıltıları içimi ürpertir sanki gökyüzünde bir buluttular nereye kayboldular şimdi kimbilir ne kadınlar sevdim zaten yoktular böyle bir sevmek görülmemiştir Attila İLHAN
65gdüzenlendi
lablanche
ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ gözlerin gözlerime değince felâketim olurdu ağlardım beni sevmiyordun bilirdim bir sevdiğin vardı duyardım çöp gibi bir oğlan ipince hayırsızın biriydi fikrimce ne vakit karşımda görsem öldüreceğimden korkardım felâketim olurdu ağlardım ne vakit maçka'dan geçsem limanda hep gemiler olurdu ağaçlar kuş gibi gülerdi bir rüzgâr aklımı alırdı sessizce bir sigara yakardın parmaklarımın ucunu yakardın kirpiklerini eğerdin bakardın üşürdüm içim ürperirdi felâketim olurdu ağlardım akşamlar bir roman gibi biterdi jezabel kan içinde yatardı limandan bir gemi giderdi sen kalkıp ona giderdin benzin mum gibi giderdin sabaha kadar kalırdın hayırsızın biriydi fikrimce güldü mü cenazeye benzerdi hele seni kollarına aldı mı felâketim olurdu ağlardım Attila İLHAN
64g
lablanche
GECE BULUŞMASI Sen İstinye’de bekle ben buradayım İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git Çünkü ben buradayım karanlıktayım Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor Şarabım bütün ekşi suyum soğuk Yanımda olmadın mı seni seviyorum Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin Gece yarıları telefon ettin mi hiç Karanlık adamlar hüviyetini sordu mu Ben senin olmadığını arıyorum Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git Yabancı gibisin miyop gözlerin kısık Bana ait ne varsa Hepsi seni korkutuyor Sana ait ne varsa hiçbiri benim değil Belki ölmek hakkımı kullanıyorum Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git Attila İLHAN
62gdüzenlendi
lablanche
ADIMLA NASIL BERABERSEM hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan koşar gibi yürüyüşün karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatin karanlık boşluklarında akıp giderken zaman adımla nasıl berabersem öylece beraberiz seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz ve sonra her zaman her ölümlüye aynı şartlar altında kısmet olmayan gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın Attila İLHAN
60gdüzenlendi
lablanche
SULTAN-I YEGÂH şamdanları donanınca eski zaman sevdalarının başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın nemli yumuşaklığı tende denizden gelen âhın gizemli kanatları ruhta ölüm karanlığının başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın yansıyan yaslı gülüşmelerdir karasevdalı suda bülbüller kırılır umutsuzluktan yalnızlık korusunda eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın bir başkasının yaşantısıdır dönüp arkamıza baksak çünkü yaşadıklarımız başkasının yargısına tutsak su yasak rüzgâr yasak açık kapılar yasak belki bu karanlıkta yasakları yasaklasak başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın Attila İLHAN
55gdüzenlendi
lablanche
Mor ve Ötesi / Sultan-ı Yegah:
55g
lablanche
https://m.youtube.com/watch?v=-vT3au0rxSw&ra=m
55g
Sohbete katılmak için masaya otur.