Profilimde durması amacıyla birkaç şiirimi paylaşıyorum. Sevgiler.
KULAKTAN KULAĞA
daha çok küçüksün dedi
dağa çıkıp üşürsün dedi
daha çok öpüşürsün dedi
sondaki mızıkçıydı
seni seviyorum dedi
-LaBlanche-
SIRILSIKLAM
pas tuttu
bir yağmur bulutu
artık içine kuş gibi giren
düş gibi çıkıyordu
ve açık penceremden
sağanak şiirler yağıyordu yalnızlığıma
kapatamıyordum ki yoksa
benim pencereme çarpıyordu
ölmek isteyen kuşlar
ve ölü kuşlar
ışıktan hızlı uçamazlar
ben uçabiliyordum ama
sırılsıklam
yağmurdan değil
aşktan
sen bilmiyordun oysa
bir şey gitmesin diye kulağına
dikişler atıyordum dilime
bir şey gitmesin diye tanrının kulağına
dikişler atıyordum ruhuma
işte böyle paslanıyordu gözlerim
yağa yağa
yoksa sanma ki deliler gibi özledim
çünkü deliler şiir değil
taş atar kuyulara
onu da kırk akıllı çıkaramıyor gerçi ama
deli olsam
kapatır pencereyi çeker giderdim
güle güle değil
söve saya
-LaBlanche-
ŞİİRLER VAR
Bir şiiri ona ithaf edememekle başladı her şey
ve hiçbir şiiri ona ithaf edememekle
devam etti.
"Çok ilginç bir öyküymüş gerçekten"
diye dalga geçti biri.
"Hey!" dedim, "bu bir öykü değil ki."
Çünkü bütün şiirler ona aitti.
"Bak şimdi romantik bir öyküye benzedi" deyip, ciddileşti biri.
"Neden anlamıyorsun" dedim,
"bu bir öykü değil, kafiyeleri görmedin mi?"
Çünkü bütün şiirler sana aitti.
"İkinci tekil kişiye mi geçtin?
İkinci tekil kişiye yazılmış öyküler sıkıcı olur"
dedi biri.
"Sen kimsin ya" dedim,
mısralar bir yana, kafiyeyi bile önemsemedim.
Duraksadım sonra...önemsedim
hem mısraları hem de kafiyeyi.
Zihnimi ısıtan kelimeler kaybolurken
kaşla göz arasında,
uykusuzluktan gözlerimde biriken kan
dudaklarımdan kalbime
ve kalbimden kasığıma akarken
bacaklarımın arasında,
tutkulu parmak uçlarımı
ve masum avuçlarımı koruyan askerler kalırken
iki ateş arasında,
ve öpmek ve öpmek ve öpmek arasında
bir şeydi.
"Ay, noluyor?" dedi biri.
Bu belki de bir şiirdi,
başından sonuna kadar.
Durup dururken
devrilmiş cümleler var.
Yastığımın üzerinde
edilmiş sohbetler var.
Ellerin ellerimde
unutulmuş geceler var.
Beni incitmediğin
incitsen de
kaçıp gitmediğin
veya gitmemi
istemediğin
korkmadan seninle
konuşabildiğim
seni istediğim kadar
sevebildiğim
şiirler var.
-LaBlanche-
OROSPU KALEM
Kalem, kılıçtan keskindi…
Hadi lan!
Keskin falan değildi.
Görmemişin kalemi olmuş, tutmuş kılıç demiş.
Maalesef koparacak çük yokmuş.
Hayda..? Miş’li geçmiş zaman ne Hüseyin?
Bana masal anlatma Hüseyin.
Adın Hüseyin bile değil Hüseyin!
Ne diyordum?
Kalem kılıçtan keskin değildi.
Ve koparacak çük yoktu.
İşte böyle başladı her şey…
Haha!
Hayır, böyle başlamadı.
Alakası bile yoktu.
Ama Hüseyin’in Hüseyin olmadığı doğru.
Hüseyin, aslında Zeynep’ti.
O yüzden koparacak çükünün olmamasına
hiç içerlemedi.
Zeynep’in iki tane kalemi vardı.
İkisini de Emre’ye verdi.
Hayda..? Annen sana
"göster ama verme” demedi mi Zeynep?
Bana maval okuma Zeynep.
Adın Zeynep bile değil Zeynep!
Evet ne diyordum?
Zeynep’in iki kalemi vardı.
Ve onları Emre’ye vermişti.
İşte böyle bitti her şey…
Hahayt!
Hayır, tabii ki böyle bitmedi.
Ama Emre’nin Emre olduğu doğru.
Emre, kalemlerin ucunu ısırdı.
Öğretmeni ağzına biber sürdü bu yüzden.
Ama Emre yine ısırdı.
Öğretmeni kalemlere biber sürdü bu yüzden.
Ama Emre…öykünün ağzına sıçtın Emre!
Kılıç da, çük de, biber de, hatta Emre de yoktu.
İki tane kalem vardı.
Biri, diğerine:
“Senin adın da kalem, benim adım da,
bu böyle olmaz;
biz sana orospu kalem diyelim”
…dedi.
-LaBlanche-