Sen Benim İstanbul’umsun
Haziranın son akşamı,
sıcağı sevmem, bilirsin.
Çıkıp balkona öylece oturdum.
Esen rüzgâr kokunu getirdi.
Sızladı burnumun direği.
Usulca kalktım oturduğum yerden.
Sağa sola birkaç bakış attım.
Bir adam sevdiğine çiçek alıyordu,
bir kadın çocuğuna sevgiyle bakıyordu,
çocuklar doyasıya oyunlar oynuyordu.
Baktığım yerde bir sen yoktun.
Bir sen yoktun yanı başımda.
Bir senin ellerin yoktu avuçlarımda.
Bir senin gülüşün ısıtmadı içimi,
öldürdün de gamzelerine gömmedin beni.
Hesapta hiç yokken yağmur yağdı sonra.
Sana benzeyen bir adam geçti evimin sokağından.
Parfümünün kokusu seninkinden farklıydı ama.
Bir fotoğraf düştü elinden.
Eğilip aldı yerden.
Önce kalbine bastırdı,
alıp cebine koydu sonra.
Yorgun adımlarla uzaklaşıp gözden kayboldu.
Kaldık mı yine seninle baş başa?
Hadi, İstanbul’u anlat bana.
Kız Kulesi’ni anlat,
Gülhane Parkı’nda bir şiir oku bana.
Kimin ahını aldı İstanbul?
İki yakası gelmedi bir araya.
Kimin sevdası takıldı şu gözünü sevdiğim İstanbul’un Boğazı’na?
Sen benim İstanbul’umsun.
Çok sevdim,
ama kavuşamadım sana. Zeynep Kübra Avşar