AÜ hukuk fakültesine başladığım 2010 yılında dünyadan pek haberim yoktu
AÜ hukuk fakültesine başladığım 2010 yılında dünyadan pek haberim yoktu. Kütüphanede ders çalışmaktan hızlıca sıkılıyordum, başka bir hobi, uğraş, duyarlık, farkındalık edinmek için çaba sarf etmekle birlikte çok da yol yordam bilmediğim için bocalıyordum. Arkadaş ortamlarında da ciddi bir yakınlık, dürüstlük, samimiyet bulamadığımdan "entel dantel" fikirleriyle "sanat sepet" işlerle uğraşan biri yaftasını benimseyip kendi zihnine, dünyasına yarım bir inzivaya benzeyen yalnızlıkla çekilen bir adam olmuştum. 2015 yılında mezun olana kadar ortalama bir öğrencilik performansı gösterdim, üniversite deneyimim sayesinde nasıl bir hayat görüşü, ne gibi bir birikim edindiğimden çok da emin değildim, sonuçta bir diploma ile uğurlandım. Bu site kullanıcılarının kimisinin benden genç, lise-üniversite çağında olduğunu veya meraklı, kültürlü, bir konuyu enine boyuna okuma, tartışma ve anlama gayeleri taşıdığını görebiliyorum. Özellikle Türkiye'de hukuk fakültesinde okuyan, fakülteyi yeni kazanmış birilerine seslenebileceğimi, bir fayda sağlayabileceğimi, bunun yanısıra önerilerimi merak eden başkalarının da ilgisini, dikkatini çekebileceğimi düşünerek üniversite yıllarında okuduklarım içinden, serbest bir okuma listesi hazırlayıp paylaşabilirim, dedim. Bu listedeki kitaplar özenle hazırlanmış bir planın, kurgunun parçası değildir, yaptığım sıralama bir önem arz etmemektedir, okuldaki sınavlarda da bu kitapların özel olarak bir işime yaradığını söyleyemem. Nitekim bunlar sayesinde de kendime bir başarı öyküsü çıkarmış, herhangi bir aşama atlamış değilim. Ama dünyadan habersiz bir hukuk öğrencisi olan bana, hukuk çerçevesinin, disiplininin içinde, dışında, etrafında dolanan adalet, vicdan, ahlak, etik, siyaset, ideoloji ve sair kavramlar hakkında kendimi bilmekle yükümlü hissettiğim ancak bilmediğim şeyler öğreten, yani belki de yaşamımı görünür-görünmez bir yerlerden şekillendiren, kendi yolumda tesadüf ettiğim bu kitaplardan bahsetmekle iyi bir şey yaptığıma inanıyorum nihayetinde. Başlayayım:
1. Michael J. Sandel - Adalet
Michael Sandel Harvard Üniversitesi siyaset bilimi profesörlerinden. Adalet kuramına ilişkin okulda lisans öğrencilerine verdiği bir dönemlik ders internette ücretsiz paylaşılmıştı. Kitap, bu derslerle paralel gidiyor, verilen derslerin doğrudan yazıya dökülmüş hali olmayıp adalet kavramını temel düzeyde ele alıyor, hatta bir ders kitabı da sayılmaz. Bir uyuşmazlıkta, golf sporunun amacı üzerine Amerikan Yüksek Mahkemesi üyelerinin karşılıklı tartışması ve yazdıkları gerekçeler gibi, güncel konular eşliğinde adaletin ne olduğunu ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu kitap zihnimde ahlak felsefesini, tarihsel bağlamda üç ayaklı bir masa gibi düşünmeme yol açmıştı: Aristoteles ve teleoloji, Kant ve deontoloji, İngiltere menşeili bir sonuçsalcılık (consequentialism). Kamu hukukuna, adalet kuramına merakı olan biri için gözümde ideal bir başlama noktası.
2. Zygmunt Bauman - Özgürlük
Bauman, bence kalemi ile kolay bağ kurulabilen bir düşünür, ancak kullandığı kavramlara, ele aldığı konulara belli bir perspektiften bakmanın kolaylığı beni yanıltıyor da olabilir, ayrıca iyi çevirilerle karşılaşmış olmamın da bunda payı olduğu muhakkak. Bu kısa metnini değerli bulmuştum, okuyabildiğim diğer bazı eserlerine de burada yer verebilirdim. Mesela "Modernite ve Holocaust", "ayrık otları" benzetmesi ile uygarlık üzerine kurduğu temel tezi itibarıyla bir hukuk öğrencisinin içselleştirmesi gerektiğini düşündüğüm bir soyutlama içerir. Burada ise tartışma konusu yapılanlar: özgürlük kavramı erişilemez bir ideale mi denktir, soyut mudur yoksa somut mudur, mutlak mıdır göreceli midir, özgürlüğün bir toplumdaki adaletsizlik-eşitsizlikle ilgisi nedir, özgür biri olsa olsa yalnızca ayrıcalıklı biri midir, bu kadar mıdır?
3. Jürgen Habermas - Öteki Olmak, Ötekiyle Yaşamak
Habermas hakkında hiç nitelikli ve derin okuma yapamamış olmak içimde kalmış bir ukdedir. Bu kitabın, Habermas'ın kuramına ait, yalan yanlış bildiğim "tahakkümsüz iletişim" kavramı ile aşinalık kurmanıza yarayacağını sanıyorum. Adı üstünde, "öteki" ile nasıl bir ilişkimiz var? Farklı bir kültürden, etnik kökenden birini, farklı bir kimliğe, dinî inanca sahip olan birini eşitimiz gibi görüyor muyuz? "Anayasal, demokratik hukuk devleti", içinde yaşadığımız toplumun, bağlı bulunduğumuz devletin sahip olduğu bir etiketten mi ibaret, yoksa gerçek anlamda yaşama geçirilmiş kazanımları var mıdır, bunları korur mu? Hukuk ne zaman bir zor kullanma ve baskı aracıdır, ne zaman haklar ve özgürlükler tanıyan bir yaşam alanı, bir düzen vaat eder?
4. Hannah Arendt - Kötülüğün Sıradanlığı
Adolf Eichmann içine şeytan kaçmış, doğuştan sapkın, canavarca hislerle malul biri veya bir akıl hastalığından mustarip değildi. Yerleşik normlara uyuyordu, kuralları muntazaman takip ediyordu, aldığı emirleri yerine getiriyordu, herkes nasıl davranıyorsa uygun şekilde davranıp işine, ekmeğine bakıyordu. Nazi Almanyası'nda, tarihte başka şartlarda, yer ve zamanlarda veya günümüzde bunların ne anlama gelebileceğini, sonuçlarının neler olduğunu, olabileceğini hepimiz az çok kestirebiliyoruz. Büyük suçlar, akıl almaz kötülükler kimlerin elinden çıkıyor, yaşandığına inanamadığımız olayların müsebbibi kimdir, nedir? Tarih kitaplarında, gazetede, haberlerde okuduğumuz, duyduğumuz şeylerin, tanık olduğumuz belaların sorumlusunu gerçekten bulabilir miyiz?
5. Giorgio Agamben - Kutsal İnsan
İktidar kavramı ile hukuk dışında ne kast edildiğini, İktidar'ı hukuk nosyonundan bağımsız şekilde nasıl düşünmem gerektiğini Agamben sayesinde, "İstisna Hali" ve bu kitap ile daha sıkı kavramıştım. Egemen/muktedir/güç sahibi, tam olarak neyin üzerinde egemenlik, güç sahibidir? Haklarımız/statümüz üzerinde mi, yaşamlarımız/kaderimiz üzerinde mi, aklın alabileceği her şey üzerinde mi? Roma hukukunda Homo Sacer, kurban edilmesi yasak ancak öldürülmesi suç sayılmayan kişi imiş. Yani sürgün, vatandaşlıktan, Roma'da barınmaktan men edilmiş, çıplak bırakılmış; hukuk düzeninin artık varlığını korumadığı, şiddet görmesi meşru sayılabilecek biri. Biz bugün vatandaşız, insanız, doğuştan edindiğimiz haklarımız var, yaşamımız bizim elimizde. Ya da bazı haklarımız olduğunu, özgür iradeye sahip olduğumuzu düşünüyoruz, demek daha mı doğru? Suçlu, hükümlü, tutsak, göçmen, mülteci, kaçak, işsiz, yaşlı, engelli, hasta, yoksul... içinde bulunduğunuz hukuk düzeninde, bunların Homo Sacer olmadığını, hukuken çıplak, tamamen korunmasız bırakılmadığını söyleyebilir misiniz?
6. Judith Butler - Kırılgan Hayat
Agamben'den aldığımız çıplak insanı, bugünün devletinin karşısına koyalım, zamane gerekliliklerinin, küresel konjonktürün içinde bir özne olduğunu düşünelim. Kendisini hukukun içine mi koyacağız, dışına mı? Ben eğer dışardan gelen her şiddete, tehdite açıksam, hatta bunlara devlet eliyle maruz bırakılıyorsam, savunmasız, güvencesiz, "prekarya" isem, devlet/hukuk/toplum benim varlığımı istemiyorsa, öldüğümde arkamdan yas bile tutulmayacak ve hatta kimsenin ruhu bile duymayacaksa, ben kimin nesiyim? Geçmişten bugüne ulaşmış ortodoks ahlakî normlar, siyasî organlar, kamu kurumları var, küresel veya yerel çapta işleyen, bildiğimiz, alıştığımız sistemler var. Peki bunlar hangi değerleri özümsemiş, hangi değerleri dışlamış, ihmal etmiş durumdadır? Çözüm ne, bir çözüm var mı? Tüm insanlık adına, dünya adına konuşursak ortada acilen yapılması gereken şeyler yok mu?
7. Johan Galtung - İnsan Hakları
Uluslararası hukukun insan haklarını kapsayan temel nitelikli metinlerinin, Batı kültürünün eğitimli, elit bir zümresi önderliğinde oluşturulmuş bir ilke ve standartlar bütünü olduğunu kabaca ifade edebiliriz, sanıyorum. Aydınlanma düşüncesi, burjuva devrimleri ve sosyalizm, sömürgecilik, dünya savaşları ve kapitalizm, bunlarla birlikte ve bunlardan sonra, dünyada yaşam devam ediyor, hem de sadece Batı'da değil, her yerde. Bugüne kadar böyle olagelmiş olan insanlık tarihi içinde, Batı'da ya da Doğu'da, fark etmez, biz de yerimizi aldık. Dünün ilke ve standartlarını bugününkilerle yargılamak, dünün kazanımlarını bugün küçümsemek işten değil. Gelecekte insanlar yarının ilke ve standartları ile bugünü nasıl değerlendirecek, yargılayacak? "İkinci kuşak insan hakları" ancak iki yüz yaşında olsa gerek. "Üçüncü kuşak insan hakları" nerede, doğdu mu, kaç yaşına bastı? Kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları, ekolojik haklar, çevrenin, gezegenin sahip olabileceği haklar, bunlar ütopya mı, fantezi mi, yoksa geçmişin aristokrasi ile mücadelesi gibi teknokrasi ile bir mücadelenin kazanılarak sona ermesini mi bekliyoruz, neyi bekliyoruz?
8. Anthony Giddens - Kapitalizm ve Modern Sosyal Teori
Hukuk sosyolojisine Marx, Durkheim ve Weber üçlüsünün temel, karakteristik tezlerini birbiriyle karşılaştırarak bir giriş yapmak mümkün olabilir veya daha sade ya da daha köklü metinlerle bir tanışıklık yaptıktan sonra bu kitaba dönülebilir. Sosyolojinin daha farklı, derin, uzmanlığa dayalı alanları hakkında bilmeden atıp tutmak istemediğimden ve öncekilere nispeten spesifik bir kapsamı olduğundan ekleyeceğim fazla bir notum yok, bir çeşit ders kitabı niteliğindeydi benim için, sosyoloji okumaları yapmak isteyen biri için de bir hareket noktası oluşturabilir. Adı geçen üçlü hakkında bir şeyi netleştirmek, hatırlamak istediğimde bu metne dönüyordum.
9. Leo Huberman - Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla
Kısaca dünyanın ekonomi tarihinin içinde bulunduğumuz kapitalist krize kadar nasıl şekillendiğini anlatan bir eser. Sonra merak edip Karl Polanyi'nin "Büyük Dönüşüm"'ünü de okumuştum. Tarih boyunca üretim araçlarının, şeylerin mülkiyetinin, ekonomik yapıların ve ilişkilerin nasıl gelişip yayıldığını, değiştiğini anlamak konusunda benim için iyi bir ikili olmuşlardı. Huberman'ın kitabı rahat bir dil taşıyor, iktisadî teknik terimlerin zaman zaman araya koyduğu mesafelerden, iktisatçı ya da sosyal bilimci olmayanlara has kafa karışıklığından endişe etmeye gerek kalmıyor.
10. Cemal Bali Akal - Hukuk ya da Kukla Tiyatrosu
Dünya edebiyatıyla dirsek teması olmadan Cemal Bali Akal hocanın düşünsel dünyasına katılmak zor, kolay yutulur gibi görünse de her referansın izini sürememek okuru eksik hissettirebilir. Ama hocanın muzip, şairane üslubu, bahis konusu edebiyatçıya aşinalık olmasa da insanın içine merak tohumlarının düşmesine yardım ediyor. Hukuk ve edebiyatı yan yana getirmenin olasılığını değil, yan yana getirmemenin olanaksızlığını hemen idrak ediyorsunuz. Hukuk fakültesinde verilen eğitim sonunda, hukukçuların hukuk fetişizmi, hukuk romantizmi, hukuku kutsallaştırmak gibi saplantılara kapıldığına, disiplinlerarası düşünmeyi, eleştirel bakmayı ihmal ettiğine, ortada bir değer, duyarlık olduğunda bunu yalnızca hukukî boyutta düşünüp değerlendirmenin eksik, yanlış olduğuna dair eleştiriler vardır. "Sen de her şeye hep hukuk penceresinden bakıyorsun" denir. Ben bu eleştiriyi yerinde bulurum. Cemal Bali Akal hocanın kitabını, tüm bu ciddiyetle önerdiğim diğerleri arasında biraz daha keyfî bir nazardan, araya farklı bir renk koymayı isteyerek, daha gayrıresmi bir yerden, bu haklı bulduğum eleştiri için aldım.
11. Albert Camus - Başkaldıran İnsan
Bu listeyi, meşhur Sisifos mitini modern insanın varoluşuna uyarlayan Camus'nün başkaldırma eylemine yüklediği anlam ile bitirmek istedim. Başkaldırmayı insanlık onuru ile, insanlığın sahip olduğu değerleri savunmak ile özdeşleştirmesi, Descartes'ın cogito'sunu uyarlayarak "İsyan ediyoruz, öyleyse varız." demesi, devamında da bu ahlaki duruştan hareketle oluşan etik zeminin sınırlarını belirlerken vardığı fikirleri önemli buluyorum. Sisifos Söyleni'nin toplumsal boyuttaki devamı gibi algılamıştım bu kitabı.
Umarım çok manasız bir bütün oluşturan bir liste olmamıştır, karşıma çıkan bazı düşünürlere, bazı fikirlere işaret edebilmişimdir, kendim gibi dağınık bir okura biraz olsun yol gösterme, kulağına su kaçırma amacına hizmet edebilmişimdir. Yine benim gibi hukukçulara veya hukukçu adaylarına da sonsöz olarak Türkiye gerçeklerine karşı bol bol sabır ve basiret diliyorum, hepimizi güzel günler mi bekliyor, bunu bilmiyorum, bugün neye gereksinmemiz varsa yarın daha azına olur umarım.